14 Ocak 2013 Pazartesi

İşte ben böyle bir hal içindeyim!


Burcum yengeç, yükselenim aslan
Beynim ne sağ ağırlıklı ne sol, ortacı!
Düşünün ne dengesizlikler yaşıyorum içimde, ne kaoslar.

Örneğin bir gün çok mantıklı bulduğum bir şeyi diğer gün çok saçma buluyorum.
Bir gün çok sevdiğimden biraz sonra tiksiniyorum.
Bir yanım domestik, bir yanım dışarı insanı.
Bir yanım yemek yapmak isterken diğer yanım internetten siparişi vermiştir bile.
Bir an hayat güllük gülistanlık, içim kelebek yuvasıyken birden durduk yere dünya başıma yıkılıveriyor.
Ama inanın benim suçum değil!
Dedim ya burcum yengeç yükselenim aslan, beynim tarafsız…

Bu kendi içinde dengesiz, daldan dala konan karakterim sayesinde sayısız işe giriştim bugüne kadar. Gitar, davul ve ney  –davuldan sonra yazınca daha da saçma göründü bana da- dersleri aldım. Bir ara taekwondo kursuna gittim. Sonra sakinleşip annemle aerobik stepe dadandık... Almanca kursuna başladım bıraktım, diksiyon kursuna başladım onda da tutunamadım. En son gümüş hasır örgü kursuna başladım ama onda da gidişat pek iyi değil. Bir de son zamanlarda yelken eğitimlerim var, unutmadan!
Siz bunları okurken yorulmuşsunuzdur, tiksinmiş bile olabilirsiniz.
Bir de beni düşünün, bizzat bu halleri yaşıyorum!
Kolay değil dostlar, böyle olmak çok yorucu…

Sadede gelirsek, İTÜ’de endüstri ürünleri tasarımı eğitimi aldım. Mezun olduktan sonra birkaç ay boş boş ortalarda dolandım. Tahmin edeceğiniz üzere ne iş yapacağıma karar verememiştim.
Ne iş yapacağıma karar verememiştim derken yanlış anlaşılma olmasın, sektörden filan bahsetmiyorum, mesleğe karar verememiştim!

Tasarımda pek para yoktu, sanki sosyetik gibiydi azcık, “ Her yerde bir dayın olacak..” mesleğiydi babalarımızın görüşüyle. Hatta benim babamın görüşüne göre zaten endüstri ürünleri tasarımcısı diye bir meslek de yoktu. Endüstri ürünleri tasarımı mühendisi vardı!
Velhasıl bir yerden sonra gerek mahalle baskısı gerekse paramın olmayışı itkisiyle bir yerde çalışmaya başladım. Birkaç aydır da orada çalışıyorum.

Her şeye özenen ve her şeye heveslenen bir insan olduğum için tabii ki blog yazmasam olmazdı! Başarısız 2 blog girişimimden sonra (birinde konudan sıkıldım, birinde konu bulamadım) 3.sü ile karşınızdayım.

Yazı yazmayı severim, güzelliği severim, bazı arkadaşlarım acımasızca bulur, fakat hayatta güzel insanların çok daha şanslı olduğunu savunurum. Güzel kokuları, yemekleri, dokuları severim. Seyahat etmeye bayılırım, sürekli yer değiştirildiği ve hiç sıkıcı olmadığı için… İnsanları severim, güvenmek isterim. Bazı kötülüklere inanamam, gözlerimi kaparım. Şiirsiz olamam, renksiz olamam, -sürekli- olamam. Hayatta paylaşacak çok fazla şey olduğuna inanırım, güzellikleri paylaşmak isterim o yüzden.

Bu blogda da bir şeyler paylaşayım istedim. Tam olarak ne paylaşacağımı henüz bilmiyorum. Karar vermedim. Zaten karar versem de nasıl olsa kararımdan döneceğim için çok da çabalamadım açıkçası. Bakalım kendi haline bırakalım, neler olacak!

Sevgiler…

2 yorum:

  1. hiç alakası yok belki ama yazının başı aklıma şu şarkıyı getirdi, paylaşayım dedim. Sevgiler..

    http://fizy.com/#s/134rsi

    YanıtlaSil
  2. Ezgi bu şarkının sözleri ne güzelmiş dayanamıyorum yazıyorum!

    Piposu agız kenarında
    Bodrum'un entel barında
    Herkesi yargılamaktan
    Kimse kalmamış yanında
    Sakalları şarap tasında
    Dikilmiş barın ortasında
    Tanınsın diye bekliyor
    Sanırsın dev aynasında
    Bir eli televizyonda
    Öteki eli basında
    Birşeylerin tadı kalmış
    Dişlerinin arasında
    Başkalarına hümanist
    Karısına karşı dayı
    Nasil beceriyor bilmem
    Ikisi birden olmayı
    Konuşurken solcusun
    Yaşarken karambolcusun
    Oportunizme bulaşmış
    Tipik bir orta yolcusun
    Bir Allahcı bir kulcusun
    Bir davulcu bir pulcusun
    Ne kadar inkar etsen de
    Hem jigolo hem dulcusun
    O yandasın bu yandasın
    Hovardasın hep bardasın
    Artık rol yapmayı bırak
    Sen bir entel magandasın
    Behey sanat hırsızı
    Behey üretme kabızı
    Birazcık efendi ol
    Birak elinden şu sazı

    YanıtlaSil

14 Ocak 2013 Pazartesi

İşte ben böyle bir hal içindeyim!


Burcum yengeç, yükselenim aslan
Beynim ne sağ ağırlıklı ne sol, ortacı!
Düşünün ne dengesizlikler yaşıyorum içimde, ne kaoslar.

Örneğin bir gün çok mantıklı bulduğum bir şeyi diğer gün çok saçma buluyorum.
Bir gün çok sevdiğimden biraz sonra tiksiniyorum.
Bir yanım domestik, bir yanım dışarı insanı.
Bir yanım yemek yapmak isterken diğer yanım internetten siparişi vermiştir bile.
Bir an hayat güllük gülistanlık, içim kelebek yuvasıyken birden durduk yere dünya başıma yıkılıveriyor.
Ama inanın benim suçum değil!
Dedim ya burcum yengeç yükselenim aslan, beynim tarafsız…

Bu kendi içinde dengesiz, daldan dala konan karakterim sayesinde sayısız işe giriştim bugüne kadar. Gitar, davul ve ney  –davuldan sonra yazınca daha da saçma göründü bana da- dersleri aldım. Bir ara taekwondo kursuna gittim. Sonra sakinleşip annemle aerobik stepe dadandık... Almanca kursuna başladım bıraktım, diksiyon kursuna başladım onda da tutunamadım. En son gümüş hasır örgü kursuna başladım ama onda da gidişat pek iyi değil. Bir de son zamanlarda yelken eğitimlerim var, unutmadan!
Siz bunları okurken yorulmuşsunuzdur, tiksinmiş bile olabilirsiniz.
Bir de beni düşünün, bizzat bu halleri yaşıyorum!
Kolay değil dostlar, böyle olmak çok yorucu…

Sadede gelirsek, İTÜ’de endüstri ürünleri tasarımı eğitimi aldım. Mezun olduktan sonra birkaç ay boş boş ortalarda dolandım. Tahmin edeceğiniz üzere ne iş yapacağıma karar verememiştim.
Ne iş yapacağıma karar verememiştim derken yanlış anlaşılma olmasın, sektörden filan bahsetmiyorum, mesleğe karar verememiştim!

Tasarımda pek para yoktu, sanki sosyetik gibiydi azcık, “ Her yerde bir dayın olacak..” mesleğiydi babalarımızın görüşüyle. Hatta benim babamın görüşüne göre zaten endüstri ürünleri tasarımcısı diye bir meslek de yoktu. Endüstri ürünleri tasarımı mühendisi vardı!
Velhasıl bir yerden sonra gerek mahalle baskısı gerekse paramın olmayışı itkisiyle bir yerde çalışmaya başladım. Birkaç aydır da orada çalışıyorum.

Her şeye özenen ve her şeye heveslenen bir insan olduğum için tabii ki blog yazmasam olmazdı! Başarısız 2 blog girişimimden sonra (birinde konudan sıkıldım, birinde konu bulamadım) 3.sü ile karşınızdayım.

Yazı yazmayı severim, güzelliği severim, bazı arkadaşlarım acımasızca bulur, fakat hayatta güzel insanların çok daha şanslı olduğunu savunurum. Güzel kokuları, yemekleri, dokuları severim. Seyahat etmeye bayılırım, sürekli yer değiştirildiği ve hiç sıkıcı olmadığı için… İnsanları severim, güvenmek isterim. Bazı kötülüklere inanamam, gözlerimi kaparım. Şiirsiz olamam, renksiz olamam, -sürekli- olamam. Hayatta paylaşacak çok fazla şey olduğuna inanırım, güzellikleri paylaşmak isterim o yüzden.

Bu blogda da bir şeyler paylaşayım istedim. Tam olarak ne paylaşacağımı henüz bilmiyorum. Karar vermedim. Zaten karar versem de nasıl olsa kararımdan döneceğim için çok da çabalamadım açıkçası. Bakalım kendi haline bırakalım, neler olacak!

Sevgiler…

2 yorum:

  1. hiç alakası yok belki ama yazının başı aklıma şu şarkıyı getirdi, paylaşayım dedim. Sevgiler..

    http://fizy.com/#s/134rsi

    YanıtlaSil
  2. Ezgi bu şarkının sözleri ne güzelmiş dayanamıyorum yazıyorum!

    Piposu agız kenarında
    Bodrum'un entel barında
    Herkesi yargılamaktan
    Kimse kalmamış yanında
    Sakalları şarap tasında
    Dikilmiş barın ortasında
    Tanınsın diye bekliyor
    Sanırsın dev aynasında
    Bir eli televizyonda
    Öteki eli basında
    Birşeylerin tadı kalmış
    Dişlerinin arasında
    Başkalarına hümanist
    Karısına karşı dayı
    Nasil beceriyor bilmem
    Ikisi birden olmayı
    Konuşurken solcusun
    Yaşarken karambolcusun
    Oportunizme bulaşmış
    Tipik bir orta yolcusun
    Bir Allahcı bir kulcusun
    Bir davulcu bir pulcusun
    Ne kadar inkar etsen de
    Hem jigolo hem dulcusun
    O yandasın bu yandasın
    Hovardasın hep bardasın
    Artık rol yapmayı bırak
    Sen bir entel magandasın
    Behey sanat hırsızı
    Behey üretme kabızı
    Birazcık efendi ol
    Birak elinden şu sazı

    YanıtlaSil