Burcum yengeç, yükselenim aslan
Beynim ne sağ ağırlıklı ne sol, ortacı!
Düşünün ne dengesizlikler yaşıyorum içimde, ne kaoslar.
Örneğin bir gün çok mantıklı bulduğum bir şeyi diğer gün çok
saçma buluyorum.
Bir gün çok sevdiğimden biraz sonra tiksiniyorum.
Bir yanım domestik, bir yanım dışarı insanı.
Bir yanım yemek yapmak isterken diğer yanım internetten
siparişi vermiştir bile.
Bir an hayat güllük gülistanlık, içim kelebek yuvasıyken
birden durduk yere dünya başıma yıkılıveriyor.
Ama inanın benim suçum değil!
Dedim ya burcum yengeç yükselenim aslan, beynim tarafsız…
Bu kendi içinde dengesiz, daldan dala konan karakterim
sayesinde sayısız işe giriştim bugüne kadar. Gitar, davul ve ney –davuldan sonra yazınca daha da saçma göründü
bana da- dersleri aldım. Bir ara taekwondo kursuna gittim. Sonra sakinleşip
annemle aerobik stepe dadandık... Almanca kursuna başladım bıraktım, diksiyon
kursuna başladım onda da tutunamadım. En son gümüş hasır örgü kursuna başladım
ama onda da gidişat pek iyi değil. Bir de son zamanlarda yelken eğitimlerim
var, unutmadan!
Siz bunları okurken yorulmuşsunuzdur, tiksinmiş bile
olabilirsiniz.
Bir de beni düşünün, bizzat bu halleri yaşıyorum!
Kolay değil dostlar, böyle olmak çok yorucu…
Sadede gelirsek, İTÜ’de endüstri ürünleri tasarımı eğitimi
aldım. Mezun olduktan sonra birkaç ay boş boş ortalarda dolandım. Tahmin
edeceğiniz üzere ne iş yapacağıma karar verememiştim.
Ne iş yapacağıma karar verememiştim derken yanlış anlaşılma
olmasın, sektörden filan bahsetmiyorum, mesleğe karar verememiştim!
Tasarımda pek para yoktu, sanki sosyetik gibiydi azcık, “ Her
yerde bir dayın olacak..” mesleğiydi babalarımızın görüşüyle. Hatta benim
babamın görüşüne göre zaten endüstri ürünleri tasarımcısı diye bir meslek de
yoktu. Endüstri ürünleri tasarımı mühendisi vardı!
Velhasıl bir yerden sonra gerek mahalle baskısı gerekse
paramın olmayışı itkisiyle bir yerde çalışmaya başladım. Birkaç aydır da orada
çalışıyorum.
Her şeye özenen ve her şeye heveslenen bir insan olduğum
için tabii ki blog yazmasam olmazdı! Başarısız 2 blog girişimimden sonra (birinde
konudan sıkıldım, birinde konu bulamadım) 3.sü ile karşınızdayım.
Yazı yazmayı severim, güzelliği severim, bazı arkadaşlarım
acımasızca bulur, fakat hayatta güzel insanların çok daha şanslı olduğunu
savunurum. Güzel kokuları, yemekleri, dokuları severim. Seyahat etmeye
bayılırım, sürekli yer değiştirildiği ve hiç sıkıcı olmadığı için… İnsanları
severim, güvenmek isterim. Bazı kötülüklere inanamam, gözlerimi kaparım.
Şiirsiz olamam, renksiz olamam, -sürekli- olamam. Hayatta paylaşacak çok fazla
şey olduğuna inanırım, güzellikleri paylaşmak isterim o yüzden.
Bu blogda da bir şeyler paylaşayım istedim. Tam olarak ne
paylaşacağımı henüz bilmiyorum. Karar vermedim. Zaten karar versem de nasıl
olsa kararımdan döneceğim için çok da çabalamadım açıkçası. Bakalım kendi
haline bırakalım, neler olacak!
Sevgiler…
hiç alakası yok belki ama yazının başı aklıma şu şarkıyı getirdi, paylaşayım dedim. Sevgiler..
YanıtlaSilhttp://fizy.com/#s/134rsi
Ezgi bu şarkının sözleri ne güzelmiş dayanamıyorum yazıyorum!
YanıtlaSilPiposu agız kenarında
Bodrum'un entel barında
Herkesi yargılamaktan
Kimse kalmamış yanında
Sakalları şarap tasında
Dikilmiş barın ortasında
Tanınsın diye bekliyor
Sanırsın dev aynasında
Bir eli televizyonda
Öteki eli basında
Birşeylerin tadı kalmış
Dişlerinin arasında
Başkalarına hümanist
Karısına karşı dayı
Nasil beceriyor bilmem
Ikisi birden olmayı
Konuşurken solcusun
Yaşarken karambolcusun
Oportunizme bulaşmış
Tipik bir orta yolcusun
Bir Allahcı bir kulcusun
Bir davulcu bir pulcusun
Ne kadar inkar etsen de
Hem jigolo hem dulcusun
O yandasın bu yandasın
Hovardasın hep bardasın
Artık rol yapmayı bırak
Sen bir entel magandasın
Behey sanat hırsızı
Behey üretme kabızı
Birazcık efendi ol
Birak elinden şu sazı